| Döviz | Alış | Satış | |
![]() | Dolar | 1.8236 | 1.8324 |
![]() | Avro | 2.3158 | 2.3270 |
![]() | Bugün: ................... 2218 |
![]() | Dün: ....................... 2431 |
![]() | Toplam: .................. 826057 |
![]() | Üye sayımız: .......... 245 |
![]() | IP: ....... 38.107.179.243 |

İznik'in sembolü olan ve en muhteşem kültür varlıklarımızın başında gelen Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Yapımı 1378'de Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından başlatılmış, ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391'de tamamlatmıştır. Mimarı Hacı Musa'dır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Son cemaat yeri sütunlu ve ayaklıdır. Mermerlerden yapılmış caminin mihrabında görülmeye değer ve zengin bir taş işçilik vardır. Uzunlamasına dikdörtgen biçimindeki iç mekânı kubbe ve tonozlarla örtülüdür. Kubbesi 10,5 metre çapında ve kuşunla kaplıdır. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesinde yer alır. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zikzaklı mozaik tekniğiyle bezenmiştir.

Bugün müze olarak kullanılan bu çok değerli ve önemli yapı 1388 yılında I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına inşa ettirilmiştir. XIX yüzyıl Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Osmanlı mimarisinde ilk kez ters T planlı olarak yapılmış imaretidir Bina bir kat küfeki taşı üç kat tuğla sistemiyle inşa edilmiş olup, zengin ve renkli bir taş ve tuğla işçiliğine sahiptir. 19. yüzyılın sonlarına kadar imaret işlerini sürdüren yapı Kurtuluş Savaşı'nda Yunan işgali esnasında büyük ölçüde tahrip olmuştur. Cumhuriyet döneminde 1960'lı yıllara kadar depo olarak kullanılmıştır. 1960 yılında restore edilen Nilüfer Hatun İmareti aynı yılın ağustos ayında müze olarak halkın hizmetine açılmıştır.
Müzede İznik ve çevresinden çıkarılan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar, İznik Roma Tiyatrosu ve İznik'teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri yer alır.
Bu eserler sütun başlıkları, lahitler, kabartmalar, korkuluk levhaları ambonlar, sterler, yazıtlar, çörtenler sütün tamburları, vaftiz havuzları, pişmiş toprak levhaları ve İslami Mezar taşlarından oluşmaktadır.
Müzenin içinde ana bölümde; prehistorik seramik; Yunan-Roma-Bizans cağı seramiği, taş eserler, cam malzeme, sikkeler, ziynet eşyası, kandiller, madeni eserler sergilenmektedir. Ana bölme açılan sağ yandaki odada Bizans ve Osmanlı seramikleri, fırın malzemeleri, el yazmaları, tütün, para, saat, tabanca ve tüfekler, süs eşyaları mutfak malzemeleri etnografik ve İslami sikkeler sergilenmektedir.

1333 yılında İznik’te inşa edilen en eski Osmanlı camisidir. Üstü 8 metre çapında kiremit kaplı bir kubbe ile örtülü, kare planlı ve minaresizdir. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Halk arasında Çarşı (Çukur) Cami diye adlandırılan Hacı Özbek Cami, İznik'te inşa edilen ilk Osmanlı camisidir 1959 yılında restore edilen cami ibadete açıktır. Osmanlı mimarisinde son cemaat yerini de örten tek kubbeli camilerin en eski örneklerinden olması bakımından da önemlidir

Nilüfer Hatun İmaretinin (İznik Müzesi'nin) güneye bakan tarafının karşısında olup Sultan II. Beyazıt’ın vezirlerinden Çandarlı İbrahim Paşa tarafından XV. yüzyılda yaptırılmıştır. Şeyh Kudbeddin Camii tamamen yıkılmış durumdadır. Caminin, yanındaki türbeden bir süre sonra yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek kubbeli ve kare planlı kubbede İznik'in tanınmış müderrislerinden olan ve 1418'de vefat eden Şeyh Kudbeddin yatmaktadır. 2007 yılında orijinaline uygun olarak onarılmış ve ibadete açılmıştır

Eşrefzade Mahallesi, Ali Çandar Sokağın hemen girişinde bulunan cami, II. Bayezit'in oğlu Şehinşah'ın eşi Mükrime Hatun tarafından XVI. yüzyılda yaptırılmıştır. Caminin ve türbenin duvarları Sultan IV. Murat tarafından (1640-1643) çinilerle kaplatılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından tamamen yıkılan cami 1950 yılında aslına benzer boyutlarda yeniden inşa edilmiştir. Eski camiye ait sadece minare ayaktadır. Minarenin külah bölümü yıkılmıştır. Çini kuşakların yer aldığı gövdesi ise çemberler İle sarılarak sağlamlaştırılmıştır. Caminin hemen yanında hazire şeklindeki türbede XV. yüzyılın büyük mutasavvıfı ve şairlerinden olan ve kendisini "gah muti gah asiyem, gah alim gah amiyem" diye tanıtan Eşref-i Rumî yatmaktadır.

Mahmut Çelebi Mahallesinde Ayasofya Kilisesi'nin yüz metre güneyindedir. Kitabeye göre bu eser, Sultan II. Murat'ın kayın biraderi ve Çandarlı Halil Hayrettin Paşa'nın torunu (İbrahim Paşa'nın oğlu) vezir Mahmut Çelebi tarafından 1442 yılında yaptırılmıştır. Yeşil Cami'nin küçük bir örneğidir.

Yeni Mahalle'de şehir garajının güneyinde olan cami, I. Murat'ın oğlu ve Yıldırım Bayezit'in kardeşi Yakup Çelebi tarafından XIV. yüzyılda ters T planına göre inşa ettirilmiştir. Nilüfer Hatun İmareti'nde görülen itinalı taş ve tuğla işçiliği burada da görülür. Cami saçakları, tuğladan testere dişi biçiminde dekore edilmiştir. 1919 yılına kadar imaret, 1934'ten sonra da müze deposu olarak kullanılan yapı 1963 yılında restore edilmiş ve cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bahçesindeki türbe Yakup Çelebi adına yaptırılmış bir makam türbesidir. Zira Yakup Çelebi Bursa'da babası I. Murat Hüdavendigar'ın yanında gömülüdür.

Cami, Yenişehir Kapı dışında, Kırgızlar türbesi karşısındaki bahçenin içerisinde kalıntı halindedir. Orhan Gazi'nin 1334-1335 tarihinde yaptırıp bizzat eliyle İlk aşı dağıttığı imaret, 1963'te Prof. Dr. Oktay Aslanapa başkanlığında bir bilimsel heyet tarafından kazı çalışmaları sonunda caminin temelleri ve kitabesinin parçaları ile ortaya çıkarılmıştır. Camiye ait kitabe İznik müzesinde muhafaza edilmektedir. Hamam ise cami ile surlar arasında yer almakta olup harabe halindedir.

Süleyman Paşa Medresesi, İznik'i kültür merkezi yapan medreselerden sadece bir tanesi olup, Rumeli fatihi olarak bilinen Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Şah tarafından 1332 yılında yaptırılmıştır. Bilinen en eski Osmanlı medresesidir. Avlulu medreselerin de ilk örneğidir. Binada 11 hücre, bir dersane ve bunları örten 19 kubbe mevcuttur. Medrese açık avlulu ve "U" planlıdır.

Beyler Mahallesi, Sultan Hamam sokaktadır. Halk arasında Mescid Hamam olarak da anılır. 1989-1990 yıllarında konstrüksiyon bir şemsiye ile koruma altına alınmıştır. XIV. yüzyılda Beylikler devrinden kalan hamamın iç mimarisi çok ilginçtir. Hamamın üstü spiral kubbe ile örtülmüştür. İçbükey on iki spiral dilimli kubbenin merkezinde ve her diliminde aydınlık açıklıklar görülür. Duvarlarındaki iskalaktikler ve dönerli kubbesi izleyenleri hayran bırakmaktadır.

Mahmut Çelebi Camii'nin yanındadır.
XV. yüzyılda İnşa edilmiştir. Erkeklere ve kadınlara ait bölümleri olduğu İçin "Çifte Hamam" olarak da anılmaktadır. Hamamın erkekler bölümü bugün de işlevini sürdürmektedir.

Atatürk Caddesi üzerinde, istanbul Kapı ile Ayasofya Müzesi arasında yer alan I. Murat Hamamı iki kubbelidir. XIV. yüzyılın sonuna tarihlenir.
Geçmiş yıllarda restorasyon çalışmaları yapılmıştır.Günümüzde turistik mekan olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca kentin çeşitli yerlerinde mimari ve bezeme bakımından sade bir işçilikle yapılmıştır.
Üzeri yan yana iki kubbe ile örtülüdür.
Konaklara ait özel hamamların kalıntıları mevcuttur.

Yenişehir Kapı dışında surlardan 250 m. ileride İznik-Yenişehir asfaltının sağındadır. İznik'in Türkler tarafından fethi sırasında yararlılıklar gösteren Kırgız Türklerinin anısına, Orhan Gazi tarafından 1331 tarihinde inşa ettirilmiştir. İçinde yedi büyük ve bir çocuk lahdi bulunmaktadır. Türbe, mimarisi ile kalem işi süslemeleri bakımından büyük değer taşır.

XIV. yüzyıl yapısı olan türbe, Lefke Kapı dışında Bizans devri su kemerlerinin güneyinde bir bağ içinde yapılmış bîr makam türbesidir.
Sarı Saltuk Saltukname bir halk kahramanı ve, Anadolu ve Rumeli'nin fethi sırasında önemli rol oynayarak efsaneleşmiş bir Türkmen,Bektaşi/Alevi inanç önderidir. Efsanevi şahsiyet kimliğini daha yaşarken elde ettiği söylenmektedir. Hayatını anlatan Saltukname destanı, bu 13. yüzyıl alperen inin savaşlarını ve çeşitli kerametlerini konu almaktadır.
Hacı Bektaşi Velinin müridlerinden olan Sarı Saltuk'un Anadolu ve Balkanlarda çok sayida türbesi bulunmaktadır. Bu türbelerin bazıları Müslümanların yanı sıra Hristiyan ahaliler için de ziyaret yeri konumundadır. Saltukname’de Sarı Saltukun on iki mezarı olduğu belirtilmektedir. Sarı Saltuk, beylerin ve kralların mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek her isteyene verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet etmiştir. En ünlü Sarı Saltuk türbesi halkının 13. yüzyılda İslamiyet'e geçmesine önayak olduğu rivayet edilen İznik'te bulunmaktadır.

İznik Müzesinin Kuzeyinde, Davudi Kayseri Sokakta bulunmaktadır. 1260’lı yıllarda doğduğu düşünülen Davud-i Kayseri hakkında yeterli bilgi yoktur. Öğrenim hayatına Kayseri’de başlamış ve daha sonra Mısır’a gitmiştir. Osmanlı devleti’nin ilk medresesi olan Süleyman Paşa Medresesi’nin ilk müderrislerindendir. Hadis, fıkıh gibi dini ilimlerin yanı sıra felsefe ve mantık gibi akli ilimlerde dersler ve eserler vermiştir. Düşünce sistemi ve görüşleri açısından dönemine ve döneminden sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Davud-i Kayseri’nin mezarı yaklaşık 1251 yıllık bir çınarın yanında olduğu bilinmekteydi ancak türbe ile ilgili herhangi bir belirti günümüze ulaşmamıştı. Türbe çalışmaları ve çevre düzenleme çalışması tamamlanarak ziyarete açılmıştır.

Beyler Mahallesi Alaaddin-i Mısri sokağındadır.
Üstü açık olan türbede ilk Osmanlı müderrislerinden Alaaddin-i Mısri yatmaktadır.
Türbede geçmiş yıllarda restorasyon çalışmaları yapılmıştır.

İznik, Bizanslıların elinde iken şehri kuşatan İslam ordusundan Abdülvahab adındaki bir kişiye ait olduğuna inanılan bu yatır, kentin doğusundaki şehre ve göle egemen tepededir. Türbe kitabesizdir. Söz konusu şahsın VIII. yüzyılda kuşatma esnasında İslam ordularına büyük yararlılıklar gösterdiği kabul edildiğinden Türkler, İznik'i aldıktan sonra anısına bir türbe yaptırmışlardır. Abdülvahab, efsaneye göre VIII. yüzyılda yaşamış bîr sancaktardır. İslam orduları İznik'i kuşatırken şehit düşmüştür. Türbeye bayraklar asılmakta, adaklar adanmaktadır. Bu nedenle türbe halk arasında "Bayraklı Dede" olarak da anılır.

Lefke Kapı dışında şehir mezarlığının içindedir. Kitabesinden Orhan Bey'in oğlu Murat Bey zamanında XIV. yüzyıl sonlarında (1379) Çandarlı Ali oğlu Halil'in izni ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Hayrettin Paşa ile Ali Paşa'nın mezar taşlarının işçiliği emsalsizdir. Her iki sandukanın baş ve ayak taşlarının iki yüzünde kitabe İskalaktitler mevcuttur. Mezar taşlarının üzerinde Farsça girift yazılar tam bir sanat harikasıdır. Batıdaki odada ise Halil Hayrettin Paşa'nın ahvadının mezarları vardır. Buradaki en yeni mezar 1885 tarihlidir. Bu da Çandarlı torunlarının yakın bir geçmişe kadar İznik'te yaşadıklarını gösterir. Halil Hayrettin Paşa, Osmanlı tarihinde önemli rol oynayan ünlü Çandarlı soyunun kurucusudur.

1429 yılında inşa edilen türbe Kılıçaslan Caddesi üzerinde, Lefke Kapı'ya varmadan sol tarafta yolun sonunda yer alır.
Türbedeki kitabeli dört mezardan büyük olanı Halil Hayrettin Paşa'nın küçük oğlu İbrahim Paşa'ya aittir.
Türbede restorasyon çalışmaları yapılmıştır.

Türbe Kılıçaslan Caddesi üzerinde, İtfaiye ve Özel İdare Müdürlüğünün hemen karşısındadır. Çandarlı İbrahim Paşa'nın büyük oğlu ve II. Murat ile Fatih Sultan Mehmet yıllarının sadrazamı meşhur Çandarlı Kara Halil Paşa, İstanbul'un fethine yeni bir Haçlı Seferine sebebiyet vereceği düşüncesiyle karşı çıkmıştır. Ancak İstanbul'un fethinden sonra idam edilerek kendinden önce ölen oğullarının yanına gömülmüştür. Osmanlı tarihinde idam edilen ilk sadrazamdır. Türbe 1455 yılına aittir

İznik İlçe merkezinin 1 km kuzeydoğusunda zeytin ve elma bahçelerinin içerisindedir.
XIV. yüzyılda inşa edilen türbede Eşref oğlu Abdullah Rumî'nin babası yatmaktadır.

Beyler Mahallesinde bir çocuk parkının içindedir. Halk arasında Afyon Sultan olarak da anılmaktadır.
Ahiveyn Sultan, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İznik Ahi Örgütü temsilcisi idi. Türbe vasıfsız bir yapı olup XV. yüzyıla aittir.

İstanbul Kapı'ya giderken Atatürk Caddesi üzerinde sol taraftadır. Özelliksiz ve kitabesiz bir türbedir.
XVIII. yüzyıla tarihlenen türbede üç mezar bulunmaktadır. Türbeye belli bir süre bırakılan huysuz çocukların uslanacağına inanılır. Bu inanç ve gelenek bugün de devam etmektedir.

Lefke Kapı dışında Cezaevi yolu ile Abdülvahap Tepesi yolu arasındadır.
XIV. yüzyıl Selçuklu geleneğini yansıtan yapının, Osmanlı ordusunun İznik'i kuşatma sırasında İbadet edebilmesi için yaptırıldığı sanılmaktadır.

II. Murat Hamamının (Hacı Hamza Hamamı) doğusundadır. İznik'te Osmanlı dönemi çini-keramik fırınlarını araştırmak üzere, kazı ve sondajlara, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Oktay Aslanapa başkanlığında kalabalık bir ekiple, 1964 yılında başlanmış ve bu çalışmalar kesintisiz olarak 1969 yılına kadar devam etmiştir. XVII. yüzyıla kadar Türk Çini Sanatının en güzel çini Örneklerini yaratan fırınlardan bir çoğu, bu kazı çalışmalarında bulunmuş ve açığa çıkarılmıştır. Ünlü İznik Çinileri, XV. ve XVI. yüzyıllarda küçük kubbeli bir pişirme ocağından ibaret olan bu fırınlarda üretilmiştir. 1981 yılında bu kez Prof. Dr. Ara Altun başkanlığında bilimsel bir heyetin öncülüğünde II. dönem kazıları başlamış olup, halen devam etmektedir.

Doğal anıtların başında, tarihi Topkapı Çınarı, Hespekli Çınarı, Müşküle Çınarları, Havuzbaşı Çınarı ve Kaymakköşkü Çınarı gelmektedir. Şehrin kuzeydoğusunda Eşrefzade mahallesi Alaaddin-i Mısri sokakta bulunan ve bir tabiat anıtı olan Topkapı Çınarı'nın 650 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Kılıçaslan Caddesi'nde karşılıklı olarak sıralanan ve ilçenin muhtelif yerlerinde göklere doğru yükselen asırlık çınar ve serviler gerçekten dikkat çekicidir.
![]() |
ÇOBANIN NOT DEFTERİ İZNİK'TE YAŞAM |
![]() |
NURETTİN TAŞKIN Gözde Erdem: “burası benim geleceğimi tasarladığım yer.” |
![]() |
DETAY GÖLLÜCE’NİN AYRICALIKLARI |
![]() |
Bugün: ecz. Yarın: ecz. |
| Ne nerede Oteller Restoranlar Eczaneler Kafeler Banka Şubeleri | iznikyasam.com Ana sayfam yap Sık kullanılanlara ekle Siteyi öner Reklam ver Bize ulaşın | ![]() |